Yapay zekâ kendi kuyruğunu yer mi? İnsan üretimi ve sentetik veri

Yapay Zekâ Kendi Kuyruğunu Yer mi?

Yapay zekâ konusunda son birkaç yıldır aynı tartışmanın farklı versiyonlarını dinliyoruz.

Kaç kişinin işini elinden alacak? Hangi meslekler yok olacak? Şirketler ekiplerini ne kadar küçültecek? Yazılımcıya, tasarımcıya, analiste, danışmana, yöneticiye ne kadar ihtiyaç kalacak?

İnsan üretimi azalırken yapay zekâ neyle beslenecek?

Teknoloji şirketlerinin önemli bölümü de yapay zekânın yarattığı verimlilik artışını anlatırken doğrudan veya dolaylı olarak aynı vaadi satıyor: Daha az insanla daha fazla iş.

Aslında bu durum işverenler tarafından bakacak olursak çok çekici.

Düşünsenize personel maliyetleri düşüyor, işler hızlanıyor, operasyon ölçekleniyor. Muhteşem! Bir zamanlar günler süren işler saatler içinde tamamlanabiliyor. Küçük ekipler, geçmişte sadece büyük şirketlerin yapabileceği işleri yapabiliyor.

Bunu küçümseyemeyiz.

Ben de yapay zekâyı yoğun kullananlardan biriyim. Araştırma yaparken, veri tararken, yazılım geliştirirken, bir fikri test ederken veya bir konuyu farklı açılardan düşünürken ciddi zaman kazandırıyor. Daha önce dışarıdan hizmet almam gereken bazı işleri benim için yapabiliyor. Şu konuyla ilgili gündemi takip et, raporla vs. dediğimde bana hiç unuttum veya bugün hastayım bakamadım demiyor 😊

Ama…

Buraya kocaman bir ama koymam gerekli…

Çünkü her veri doğru değil. Biz kavga ediyoruz. Sen bu bağlamı nasıl kurdun? Bu metin bunu mu diyor? İyi de bak mevzuatta ne yazmış sen bana nasıl raporluyorsun? Hepsinin cevabı aynı biliyor musunuz?

Haklısın!

Haklıyım ama…

Ne oldu benim hızlansın dediğim süreç? Bak seni kontrol etmeye başladım şimdi de!

İnsanı üretim sürecinden çıkarırsak, yapay zekâ bir süre sonra neyle beslenecek?

Bizim bu yapay zekâ teknolojisi gökten inmedi.

Bugün karşımızda duran modellerin arkasında yüzlerce yıllık insan üretimi var.

Kitaplar, akademik çalışmalar, gazete arşivleri, yazılımlar, internet forumları, hukuki metinler, teknik dokümanlar var. İnsanların yıllarca tartışarak, hata yaparak, deneyerek, yeniden deneyerek oluşturduğu devasa bir bilgi birikimi var.

Yapay zekâ bunları çok hızlı işleyebiliyor. Kabul.

Ama başlangıçtaki hammaddenin önemli bir kısmı hâlâ insan.

Bakın kafamdaki sorular tam burada başlıyor.

Yapay zekâ insandan öğrendi. Şimdi insan yapay zekâdan öğreniyor.

Birkaç yıl öncesine kadar internette karşılaştığımız bir makalenin, forum mesajının, ürün incelemesinin veya teknik açıklamanın arkasında organik zekâ yani insan vardı.

Doğru olabilir, yanlış olabilir, eksik olabilir, taraflı olabilir. Ama bir insan tarafından düşünülmüş ve yazılmıştı.

Bugün aynı şeyi söyleyebiliyor muyuz?

İnternette gördüğümüz metinlerin giderek daha büyük bir kısmı yapay zekâ yardımıyla hazırlanıyor. LinkedIn paylaşımlarından kurumsal bloglara, ürün açıklamalarından haber özetlerine kadar her yerde aynı tonla karşılaşmaya başladık.

Cümleler, dil bilgisi, başlıklar düzgün. Tamam ama bir süre sonra hepsi birbirinin aynısı.

Aynı basmakalıp kelimeler, benzer örüntü, güvenli çıkarımlar, benzer sonuç cümleleri.

Bir konuda on farklı yazı okuduğunuzu düşünün. Mantık olarak on farklı insanın düşüncesini okumanız gerekiyor değil mi? Ama biz artık aynı konuların tekrar tekrar paketlenmiş halini görüyoruz.

Aklıma nedense CDO’lar geldi 😊 Biliyorsunuz bunlar 2008 finansal krizinin yakıtı olmuştu. Ne yapmışlardı?

Farklı nitelikte borçlar paketlendikçe paketin içindeki gerçek risk görünmez hale gelmişti. Paket çoğalıyor, ürün karmaşıklaşıyor ama alttaki varlığın niteliği görünmez olmuştu. Yapay zekâ içeriğinde de bazen aynı şeyi düşünüyorum. Paket çoğalıyor ama alttaki özgün düşünce nerede?

Neyse bu bir finans yazısı değil. Ama geliverdi aklıma işte…

Biz konumuza dönelim. Ne diyorduk?

Bilginin miktarı artıyor.

Peki çeşitliliği artıyor mu? Yani o “bilgi”nin bir değeri var mı?

Yapay zekâ, organik zekâ tarafından üretilmiş içeriklerden öğreniyor.

İnsan da yapay zekâ kullanarak yeni içerik üretiyor.

Ürettiği o “yeni” içerikleri hiç kontrol etmeden ve doğru kabul ederek yeniden internete yüklüyor.

YZ botları internetteki o içerikleri tekrar görüyor.

Eee ne oldu şimdi? Döngü değil mi bu?

Yapay zekâ sistemleri internette kendi ürettikleri içeriklerle yeniden karşılaşmaya başladı.

İşte tam bir kendi kuyruğunu yiyen yılan problemi!

Sentetik içerik arttıkça gerçek bilgi daha önemli hale gelir mi?

Yapay zekâ araştırmalarında uzun süredir tartışılan başka bir konu var. Sentetik veri.

Yapay zekâ sistemlerinin ürettiği veriler bazı alanlarda oldukça faydalı. Ama eğer sistem kendi türevi olan verilerden öğrenmeye başlarsa ne olacak?

Veri çoğalırken dünya küçülüyor mu?

Gerçek dünya bu kadar düzenli mi?

İnsanlar zaman zaman çelişmez mi?

Şirketler kitaplarda yazdığı gibi mi çalışır?

Piyasa davranışları her zaman modellere uygun mu olur?

İki farklı şirkette farklı sebeplerden aynı problem ortaya çıkamaz mı?

Analistlerin tamamı bir finansal tabloya baktığında ortak bir görüşte birleşebilir mi?

Bir iş sürecini sadece prosedür üzerinden değerlendirirsek sahadaki süreci kaçırma ihtimalimiz doğar mı?

Asıl sorun ise bu kaynağı belirsiz ve doğrulanmamış sentetik çıktının gerçek veriymiş gibi yeniden dolaşıma girmesi.

Bakın aklıma hep böyle sorular geliyor.

Herkes aynı araca sahip olunca farkı neyle yaratacak?

Yapay zekânın demokratikleştirici bir tarafı var.

Daha önce yalnızca belirli uzmanların yapabildiği bazı işleri çok daha geniş bir insan kitlesinin yapabilmesini sağlıyor.

Sosyal ağlarda hep şöyle içerikler dönüyor.

“Sıfır teknik bilgi ile kendi uygulamamı yazdım.”

“Grafik eğitimim yok veya uzmanlığım bu değil ama sosyal medya görsellerimi tek prompt ile oluşturdum.”

Sonra başka bir içerikte de şey diyor.

“Bunların yapay zekâ tarafından yapıldığı belli mi oluyor? Peki insanlaştıran, insan elinden çıkmış gibi tasarımlar yapan prompt da var.”

Bir girişimci, eskiden ajanslara veya yazılım şirketlerine ciddi para ödemesi gereken bir sistemi çok daha düşük maliyetle kurabiliyor.

Evet bu bir avantaj ama. Bu yazıya da amma çok “ama” ekledik.

Hepsi aynı bunların!

Herkes aynı araçlara erişiyor.

Aynı modelleri kullanıyor.

Aynı şablonları görüyor.

En kötüsü aynı veri kaynaklarından besleniyor.

Yapay zekâyı kullanabiliyor olmak tek başına rekabet avantajı sağlamayacak ki. Bugün Excel bilmek nasıl tek başına bir uzmanlık göstergesi değilse, bir süre sonra yapay zekâ kullanmak da olmayacak.

Sorular değişsin mi biraz?

Ne biliyorsun?

Ne görüyorsun?

Hangi problemi diğerlerinden önce fark ediyorsun?

Modelin sana verdiği cevabın yanlış olduğunu anlayabilecek kadar o konuya hâkim misin?

Şu kalabalık bir dağılsın. Çok uzak olmayan gelecekte, gerçek uzmanlığı belirleyecek şey yapay zekâdan cevap almak olmayacak. Yapay zekânın nerde saçmaladığını anlamak olacak.

Aslında komik bir tarafı da yok değil.

Geçenlerde bir görüşmede bana bir mesele anlatıldı. Ben çok güldüm ama karşımda konuyu anlatanın neye güldüğümü pek anladığını sanmıyorum.

Konu şu; bir müşterisine, mevcut temizlik kimyasalını muadili ile değiştirmeyi teklif etmiş, müşterisi kabul etmemiş. Neden diye sordum. Bana “yapay zekâya sormuş, o ürün diğeri kadar iyi değilmiş” dedi.

Ben de güldüm çünkü elinde yeterli araç varsa manipülasyona baya açık bir araçtan bahsediyoruz.

Yeterince çok yerde aynı iddiayı tekrar edersem veya ettirirsem, yüzeysel araştırma yapan bir kullanıcıya ya da kaynağını iyi doğrulamayan bir sisteme sahte bir geçmiş görüntüsü yaratabilirim.

Bu durum komik olduğu kadar tehlikeli değil mi?

Neyse o teklif edilen ürün de kötü değildi ve aslında maliyetlerinizi baya düşürebilirdi…

Bu örnekte yapay zekâ maliyeti düşürmek yerine mevcut maliyetin korunmasına hizmet etmiş oldu.

Yapay zekâ gerçek uzmanlığı çok pahalı hale getirebilir.

Bırakın şu yapay zekâ şirketlerinin distopik açıklamalarını. Ben bu distopik açıklamaların bir kısmını güvenlik tartışması kadar pazarlama dili olarak okuyorum. Halka arz beklentilerinin konuşulduğu bir sektörde “öyle güçlü bir teknoloji yaptık ki biz bile korkuyoruz” söyleminin marka değerine hiç katkısı olmadığını düşünmek bana zor bir ihtimal gibi geliyor.

Yapay zekâ basit ve tekrarlı işlerde uzmanlara olan ihtiyacı azaltacak.

Peki biz şirketleri böyle basit ve tekrarlı işlerle mi yönetiyoruz?

Önünüze karmaşık bir problem gelince sorun sadece cevap bulmak değildir.

Bir şirkette fiyatlama doğrudur ama ürün yanlıştır.

Diğerinde ürün doğrudur ama tahsilat sistemi zayıftır.

Başka birinde sorun bordrodadır.

Bir başkasında hukuki zeminin sağlam olmayışıdır.

Bir diğerinde yöneticilerin iletişimi kötüdür.

Her şirkette sonuçlar benzer ama sebepler farklıdır. Bunu anlamak için sadece bilgiye hızla erişmeniz yetmez.

O konuda deneyim gerekir. Saha bilgisi gerekir. Geçmişte yanlış kararlar vermiş olmak yani sistemin neden çalışmadığını daha önce görmüş olmak gerekir.

Ve en önemlisi bazen kitapta yazmayan şeyi bilmeniz gerekir.

Geleceğin değerli bilgisi internette miymiş?

Bakın burada ciddi bir ekonomik problem var. Bugün yapay zekâ sistemlerinin beslendiği o devasa bilgi havuzunun önemli kısmı insanların yıllarca ücretsiz olarak internete bıraktığı verilerden oluşuyor. Forumlarda sorular soruldu, cevaplandı. Uzmanlar blog yazıları yazdı. Akademisyenler çalışmalar yayımladı. Yazılımcılar heyecanla kodlarını paylaştı. İnsanlar “gerçek” deneyimlerini anlattı.

Yani kısaca birileri yıllarca ücretsiz olarak bilgi üretti.

Şimdi bu bilgiler modellerin hammaddesi oldu.

Peki bundan sonra ne olacak?

Artık bir uzman yıllarca çalışarak edindiği bilgiyi neden ücretsiz olarak internete koysun?

Deli mi?

Yazdığı yazı birkaç dakika sonra yüz farklı yapay zekâ sistemi tarafından özetlenecekse, yeniden yazılacaksa ve başka insanların içeriklerine dönüşecekse bilgi sahibi taş mı yiyecek?

Yapay zekâ internetin yapısını değiştiriyor.

Uzmanlar nadir bilgilerini paylaşmamayı tercih edebilir.

İçerikler kapalı topluluklara taşınabilir.

Ücretli üyelik sistemleri artabilir ki bence artacak.

Birebir danışmanlığın değeri yükselebilir.

İşletmeye özgü kurumsal bilgiler şirketlerin kendi sistemlerinde tutulabilir.

Hani şu alıştığımız “ben bunu bi Google’a sorayım.” anlayışı var ya; gelecekte “Google’da bunun gerçek cevabı yok. Bu işi gerçekten yapan birini bulmam gerekiyor.” gibi bir yere evrilir mi?

Ve işte o insanlar çok pahalı olacak.

Yani demem o ki şimdi biz internet sitelerinde ha bire ayar yapıyoruz ya; SEO idi, YZ botları gelsin bizi de listelesin idi.

Şey demeye başlar mıyız?

Bu alan üyelere özel!

Sadece gerçek insanlar!

Robot değil misin? O zaman ispatla!

Yapıcı Pro’nun amacı tam da buydu biliyor musunuz?

Tüm yazılar üyelere özeldi. Ben sadece iş dünyası profesyonellerinin gerçek paylaşımlarıyla bir arada olacağı, bilginin satış baskısı altında olmadığı bir ekosistem kurmak istemiştim. Çünkü Mart 2024’te de bu yapay zekâ meselesinin nereye doğru gidebileceğine ilişkin aynı kaygıları taşıyordum. Hatta bir yazı da yazmıştım. O günlerden sadece o yazı kaldı elimde. Buraya yazayım da link koymak zorunda kalsınlar. Yazılımcılar bu yapının yanlış olduğunu düşündüklerini söyleyince tüm bariyerler ve üyelik engelleri açıldı. Çok mutlu değilim yani. Bir gün benim istediğim yapıya evrilecek diye kendimi avutuyorum. Bu prensipten tek bir alanda hiç ödün vermedim.

Y.Pro Sohbet!

Uzmanlık masalarında kapalı alanlar olacak dedim ve direttim. İnsanlar kendileriyle aynı sorunları yaşayan kişilerle bir araya gelip, rahatça sorunlarını konuşabilecekler. Yani bu alan aslında Yapıcı Pro’nun uzun vadeli hedefinin bir kısmı hâlâ.

Neyse, bu konu beni biraz üzüyor. Bu yazı da benim olduğuna göre rahat rahat söyleyeyim: O hedeften vazgeçmedim. Hâlâ aklımda.

İnsan düşünmeyi bırakırsa yandı gülüm keten helva!

Ben yapay zekânın en büyük risklerinden birinin insanların işlerini kaybetmesi olduğunu düşünmüyorum. İnsanı yenmeniz çok zor. Biz ekmeğini taştan çıkaran grubuz.

Ama çoğunluğun önünde çok büyük bir problem var.

İnsan düşünmeyi bırakabilir.

Neden mi?

Çünkü düşünmek yorucu.

Araştırmak zaman alıyor.

Kaynak okumak sıkıcı.

Bir konuda farklı görüşleri çarpıştırmak çok emek istiyor.

Yanlış yaptığını kabul etmek de rahatsız edici.

Yapay zekâ zaten birkaç saniyede bize düzgün görünümlü bir cevap veriyor. Ve biz o kadim öğreti üzerine bir podcast çekmiştik değil mi? “Tembellik!”

İnsan zihni doğal olarak kolay olanı seçmeye yatkın.

“Bana bunu özetle.”

“Bu ne demek istemiş?”

“Bana bunu yaz.”

“Bana şunu söyle.”

“Bana bu konuyu araştır ama kaynaklarla uğraştırma en doğru kaynakları seç (nasıl olacaksa?)”

Dikkat edin kullanımla bağımlılık arasındaki çizgi ince.

Yapay zekâyı araştırmayı hızlandırmak için kullanmak başka bir şey araştırmanın yerine koymak bambaşka bir şey.

Sonra ekonomik paradoksa geliyoruz

Şirketlerin yapay zekâdan beklediği en büyük faydalardan biri verimlilik.

Daha az maliyet, daha az çalışan ve daha fazla üretim.

İyi de ekonomi sadece üretimden mi oluşuyor? Tüketimi ne yapacağız?

Bir şirket yüz kişinin yaptığı işi on kişilik ekiple yapabiliyorsa bu şirket açısından harika.

Bütün şirketler ekipleri küçültünce işsiz kalan doksan kişi ne yapacak?

Geliri olmayan insana ne satacaksın?

Tamam. Üretim maliyetin düştü.

Ama tüketici yok. İnsanları işsiz bıraktınız ya hani 😊

Ürettiğin şeyi kime satacaksın?

Robotlar restoranda servis yapabilir.

Ama restorana gelecek müşterinin parası yoksa robot kime servis yapacak?

Yapay zekâ şirketlerin maliyetlerini azaltabilir.

Ama müşterilerinin gelirini de azaltırsa sistem nerede dengelenecek?

Bence çok zor ama diyelim ki insanı üretim denkleminden çıkarmak mümkün oldu.

Tüketim denkleminden nasıl çıkaracaksınız?

Geldim yine şu agresif pazarlama gayesindeki korku iklimi yaratan YZ şirketi argümanına!

Yapay zekâ gerçekten büyük çaplı iş kayıpları yaratabilecek bir teknoloji ise gelir dağılımı problemini de kullanmaktan korktuğun araç mı çözecek?

Buraya şimdi bir karşı argüman gelir değil mi? 

Tamam biliyoruz ki verimlilik yeni talep yaratır, yeni meslekler doğar, fiyatı ucuzlayan ürünler yeni pazarları doğurur. Hepimiz okuduk sanayi devrimini. Benim sorum bunun olup olmayacağı değil. Yeni gelir alanları, kaybedilen gelirin yerini dönüşüm kadar hızlı doldurabilecek mi?

Tanrı kompleksi

Geçenlerde bizim yazılımcılardan biriyle konuşurken bana çok ilginç bir cümle kurdu:

“Yapay zekâ yüzünden bende Tanrı kompleksi oluştu.”

Gülmüştüm.

Ama cümle aklımda kaldı.

Çünkü ne demek istediğini çok iyi anlıyorum.

Yapay zekâdan önce bir fikriniz olduğunda hemen arkasından sınırlar gelirdi. Bunu yapacak teknik bilgim var mı? En uygun yazılımcıyı nereden bulurum? Bütçem yeterli mi? Ne kadar sürer? Kimin uzmanlığına ihtiyacım var? Bakın bu çok önemli bir sınır; “Bu saatte de aranmaz ki şimdi!”

Böyle sorular arasında o fikir düşünce aşamasındayken duvarlara çarpar ve beklemeye geçerdi.

Yapay zekâ o duvarların bir kısmını ortadan kaldırdı.

Aklınıza bir şey geliyor ve birkaç dakika sonra nasıl yapılabileceğini araştırmaya başlıyorsunuz. Daha önce hiç bilmediğiniz bir teknolojinin mantığını anlatıyor size, prototip çıkarıyor, kod yazıyor, tasarım üretiyor, farklı senaryoları test ettiriyor.

Siz de bir süre sonra “Bunu yapabilir miyim?” yerine “Bunu nasıl yaparım?” demeye başlıyorsunuz.

Bizim yazılımcının Tanrı kompleksi dediği şey tam olarak buydu.

İnsanın kendi kapasitesinin bir anda büyüdüğünü hissetmesi.

Ben de yapay zekâyı yoğun kullandıkça bunun başka taraflarını görmeye başladım. Eskiden bir fikrin uygulanabilir olup olmadığını düşünürken bugün hızlıca harekete geçiyorum. Çünkü biliyorum ki bilmediğim kısmı araştırabilir, ilk taslağı çıkarabilir, bir modeli test edebilir ve en azından fikrin çalışıp çalışmadığını görebilirim.

İnsanın zihninde tuhaf bir özgüven oluşuyor.

Bir şeyi bilmiyor olmak artık eskisi gibi büyük bir engel değil.

Benim problemim de yapay zekânın beni çok fazla çalıştırmaya başlaması. Duramıyorum. Saat kaçmış, yorgun muyum hiç önemli değil.

Yani bence yapay zekâ bize yapacağını yaptı zaten. Ve devam ediyor. Makine ile el ele verdik ve yapılacak işler listemizi büyüttük.

Bir şeyi yapmak da zehir gibi. İşi daha yaparken ikinci fikir geliyor. Sonra üçüncü.

Sonra “madem bunları yaptık, şunu da yapabiliriz” başlıyor.

Ben bu ara yapay zekâ hız mı kazandırdı diye kendimi sorguluyorum.  Çünkü kazandırdığı her boşluğu yeni bir işle dolduruyorum. Durmuyorum, duramıyorum.

Sorun bu mu peki?

Hayır!

Bu yukarıda yazdığım şey gibi oldu. Hani organik zekâ kendini eleştirir gibi yaparken över ya. Hemen asıl noktaya gelelim.

Bana yapay zekâ yeni bir görev daha verdi. Yani benim rolüm değişti.

Yapay zekânın kontrolörü oldum.

Artık sadece rapor hazırlamak, veri analiz etmek ya da bir sistem önermek yetmiyor. Önüme gelen çıktının hangi kısmının gerçekten veriye dayandığını, hangi kısmının yapay zekânın düzgün görünen ama hatalı bir çıkarımı olduğunu da kontrol etmek zorundayım. Çünkü çok fazla rapor, analiz ve öneri yapay zekâ desteğiyle hazırlanıyor.

Yani artık çıktıyı üretmekten çok, üretilenin doğruluğunu ve bağlamını denetlemek zorundayız.

Ve belki Tanrı kompleksi dediğimiz şeyin komik tarafı da burada.

Bir yandan “artık bunu da yapabilirim” diyorsunuz.

Diğer taraftan yaptığınız her yeni işin başına yeni bir kontrol mekanizması kuruyorsunuz.

Bu yapay zekâ benim işimi gerçekten azalttı mı?

Yoksa daha fazla iş yapabilecek kapasiteyi verip çalışma sınırlarımı mı genişletti?

Yapay zekâ kendi kuyruğunu yer mi bilmiyorum. Ama insan düşünmeyi, üretmeyi ve doğrulamayı bırakırsa asıl sorun yapay zekânın neye dönüşeceği olmayacak. Bizim neye dönüşeceğimiz olacak.

Keyifli hafta sonları…

Yapıcı Pro İçerik Değeri

İçeriği değerlendir, Pro Lig'de yüksel

Görüşünü paylaş, içerik sıralamasını belirle ve Pro Lig katılım puanı kazan.

+ 1 Katılım puanı

Bir yanıt yazın