
İş Hayatı Bir Romantik Komedi Olsaydı…
İş hayatı bir romantik komedi filmi olsaydı, herkes toplantı odasını kahkahalarla terk eder, dans ederek masasına dönerdi. Patronlar çalışanların doğum gününde konfeti patlatır, performans değerlendirmeleri pasta kesilerek yapılırdı. Herkes birbirine “aile gibiyiz” derdi ve kimse o cümleden ürpermezdi.
Üzgünüm ama yanlış sete geldiniz sanırım. Burası, “samimiyet” denilince herkesin bir adım geri çekildiği, “takım ruhu” deyince kimsenin elini taşın altına koymadığı, “empati” deyince yöneticilerin çok haklısın nutukları çekip üst kademede sizi yerdiği yer.
Floresan Işığı Altındaki Tiyatro: Kurumsal Samimiyet
Gerçek ofisler floresan ışığı altındaki tiyatrolardır. Perdeleri yoktur ama herkes rol yapar. Gülümsemeler protokol gereğidir. Birisi “nasılsın” der, cevabı dinlemez. Diğeri “çok güzel iş çıkardın” der ama aklındaki kendi performans puanını kurtarmaktır.
İş dünyasında kibarlık, artık bir geçim stratejisidir. Kimse gerçekten kibar değil, sadece mertliğin sistemde çalışmadığını fark etmiştir. “Geri bildirim kültürü” dedikleri şey aslında insanların birbirine direkt söyleyemediklerini zarifçe ima etme sanatı. Bir çeşit pasif agresif bale gösterisi. Herkes alkışlıyor çünkü başka çaresi yok.
Fazla kibar olan sessizce tükeniyor, fazla dürüst olan “iletişim tarzı sorunlu” diye yaftalanıyor. Sonunda da herkes öğreniyor: Burada başarı ne kadar doğru olduğunla değil ne kadar tolere edilebilir olduğunla ölçülür.
Tebessümün Arkasındaki Strateji: Hayatta Kalma Sanatı
Bir düşün. İş hayatı bu kadar pozitifse, neden bu kadar çok insan pazartesi sabahı mide ağrısıyla uyanıyor? Aç çekmeceni mide ilacın orada mı?
Bu kadar neşeliyse, neden “ekmek aslanın ağzında” diye bir deyimimiz var?
Çünkü bu hikâyede kimse gerçekten gülmüyor, sadece dişlerini gösteriyor. Kurumsal arenada gülümsemek, bir iletişim becerisi değil, hayatta kalma stratejisidir. Bazıları tebessümle yükselir, bazıları o tebessümün arkasında yavaş yavaş tükenir. Herkes “kurumsal aidiyet” konuşur, kimse bağlı hissetmez. Çünkü bu düzen, duygusal dayanıklılığı değil, sessiz uyumu ödüllendirir.
Dikkat et! Ne kadar iyi niyetliysen, o kadar kolay manipüle edilirsin.
İş hayatı bir romantik komedi olsaydı, belki gerçekten kahkaha atardık. Ama biz hâlâ o sahnede, ışığın altında aynı gülümsemeyi takıp aynı cümleleri kuruyoruz:
- “Harika fikir.”
- “Tabii ki hemen bakıyorum.”
- “Benim için de ekip çok önemli.”
Günün sonunda herkes bitap düşüyor. Ama kimse duygusal olarak yorulduğunu itiraf edemiyor. Çünkü burada yorgunluk bile “verimsizlik” sayılıyor.
Biz Uyumsuzlar: Prosedürlere Dar Gelenler
Biz o ofislere fazla gelenleriz.
Dakikalara sığmayan, prosedürlere dar gelen, rakamı anlamla birleştiren, formüllere ruh katanlarız.
Bizde iş yapılır. Ama nasıl yapıldığı daha önemlidir. Çünkü bir dosya kapandığında bile, biz satır aralarına kendi imzamızı bırakırız.
Biz, kriz anında gülümseyenleriz. Çünkü biliriz: panik bulaşır, sakinlik yönetir.
Biz “merak etmeyin, yapılır” diyenleriz. Ama kimse bilmez, o “yapılır”ın arkasında kaç gece uykusuzluk, kaç yeniden deneme, kaç sessiz savaş vardır.
Biz uyumsuzuz çünkü yüzeyde yaşamayız. Masada konuşulanı değil, susulanları duyarız. Raporlara değil, niyetlere bakarız.
Kuralı ezberlemeyiz; kuralların mantığını çözeriz. Bizim için başarı, alkışla ölçülmez. Görünmeden sonuç almak, görünür olup da boşa konuşmaktan değerlidir.
Evet, biz zor insanlarız. Çünkü herkesin kabul ettiğiyle yetinemeyiz. Bir işin daha iyi yapılabileceğini görürsek, sessiz kalamayız. Yanlışı düzeltmek yetmez bize tekrarlanmasın diye sistem kurarız.
Biz işini hakkıyla yapan, lafı dolandırmayan, karar verirken tereddüt etmeyenleriz.
O yüzden rahat bozarız. Fazla oldu bile derler bize. Ama o “fazla”, çoğunun hedefi bile olmayan bir seviyedir.
Sahte Romantik Komediden Çıkış: 3 Temel Kural
İlk kural: Kendini küçümseme. Doğru olan sensin. İlk önce sen kabul et bunu, güzelce sindir.
Bu sistem, alçakgönüllülüğü sever ama sınır bilirliği sevmez. Evet. Ama sen çelik gibi ol. Sonunda kazanan sen olacaksın. Korkma, kendini gizleme, kimsenin seni küçültmesine izin verme.
İkinci kural: Mümkünse soğukkanlı kal. Çünkü duygularla değil, yön duygusuyla yönetilir iş dünyası. Fırtına koparken sakin kalan, oyunu yönetir.
Üçüncü kural: Asla konuşmaktan korkma. Korkmadan doğruyu söylemek uyumsuzluk değil, profesyonelliktir. Ve o profesyonellik, bir gün seni sistemin dışına değil, sistemin üstüne taşıyacak.
Çok azaldığımızdan bize “uyumsuz” diyorlar.
İş dünyası hikâyeleri unutur, sonuçlarıysa asla unutmaz. Biz her zaman sonuca koşarız.
Ben artık bu pembe filtreli cümleleri duymak istemiyorum.
İş hayatı bir komedi değil, aksiyon filmi, bir savaş arenası.
Kimse kimseye kibarlığı için para ödemez.
O yüzden romantizmi bir kenara bırakın; gelin bir gün şu ofiste kamerayı açalım, kahvelerimizi alalım ve gerçekleri konuşalım.
Replikleri Değil, Kendi Hikâyeni Oynamak
Eğer bu satırları okurken içinden “ben de” diyorsan…
Seni biliyoruz.
Seni görüyoruz.
Biz uyumsuz değiliz. Belki sadece doğru sistemi yanlış yerde deniyoruz.
Ama sana şunun sözünü de veriyoruz: artık bu sahnede yalnız oynamayacaksın.


Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.